İçeriğe atla

Gazilerimiz

Çanakkale'den Kore'ye — Mesudiye'nin savaş kahramanları

Henüz 1907'de kurulmuş küçük bir köy, her çağrıda evlatlarını cepheye göndermiştir. 1897 Osmanlı-Yunan Harbi'nden Kore Savaşı'na uzanan yarım asır boyunca, Mesudiye'nin 9 evladı dört farklı cephede savaştı.

1914–1918

I. Dünya Savaşı Gazileri

5 gazi — Irak, Yemen ve diğer cepheler

Galip Ay fotoğrafı

Galip Ay

Öne Çıkan

Mutallip oğlu

d. 1896 · Rumeli — v. 14 Şubat 1967, Mesudiye

Yemen ve Irak Cepheleri (I. Dünya Savaşı), Afyon Cephesi (Kurtuluş Savaşı)

"Baba Ben Oğlun Galip"

Mutallip dede, oğlu İbrahim'in cepheden geldiğine sevinmiştir. Ama diğer ciğer paresinden hiçbir haber alamamaktadır. Günler geçer, aylar geçer, hatta yıllar geçer. Tam 7 yıl olmuştur, oğlu Galip evden ayrılalı. Öldüğü zannedilmektedir. Üstelik hanımı Müzeyyen'e dünürlüğe gelmektedirler.

Bir gün yine haber gönderilir, gelini Müzeyyen'e dünürlüğe gelmek için. Mutallip dede; "Durun hele, ben Karaman'a gidip Askerlik Şubesi'nden sorayım. Oğlum sağ mı, yoksa öldü mü" der. O gün akşamı edemez Mutallip dede. İkindileyin namazını kılar. Atlarını, at arabasını hazırlar, Karaman'ın yolunu tutar. Askerlik Şubesine varır. Şubede bir asker nöbet tutmaktadır. Komutanlar yoktur. "Neyse bu akşam handa kalayım. Sabah gelir öğrenirim" der. Şimdiki Karaman Belediye binasının olduğu yerde bulunan Mustafa Usta Hanı'na varır. Atlarını bağlar. Hana çıkar. Hancı Mustafa Usta ile sohbete dalar.

Bir ara, köşede divanın üzerinde oturan, saçları uzamış, sakallı biri ilişir gözüne. Yerinden kalkar, yabancının yanına oturur. Yabancı zannettiği oğlu, ciğer paresi Galip'tir. Gazimiz Galip babasını tanır. Fakat, bakalım babası onu tanıyabilecek midir, diye merak eder. Mutallip dede oğlunu tanıyamaz. Kolay değil. Yıllar süren esaret yıllarında çok çile çekmiş ve tanınamaz hale gelmiştir. Irak cephesinde İngilizlere esir düşmüştür.

"Selamün aleyküm. Nerelisin nereden gelip nereye gidersin" diye tanıyamadığı oğluna sorular sorar.

"Aleyküm selam Amca. Ben uzaklardan geldim. Bu akşamlık burada kalacağım. Yarın bakalım ne olur" diyerek kendini belli etmez.

"Sen nereden gelip, nereye gitmektesin" diye Mutallip dedeye sorar. Mutallip dede; "Ben Mesudiye Köyü'ndenim. Benim Galip isminde oğlum vardı. 7 yıl önce cepheye gitti. Kendinden haber alamıyorum. Yarın askerlik şubesine gidip, sağ mı, öldü mü, diye soracağım. Şu aralar hanımı Müzeyyen'e dünürcüler geliyor. Onlara kesin bir cevap veremiyorum" der.

Bunun üzerine 1. Dünya Savaşı gazimiz Galip Ay, hanımının bir başkası ile evlendirileceğini duyunca dayanamaz. Heyecanla oturduğu yerden kalkıp; "Baba ben oğlun Galip" der.

Mutallip dede ve oğlu Galip hasretle birbirlerine sarılırlar. Her ikisinin de gözlerinden yaşlar dökülmektedir. Sevinç gözyaşlarıdır. Babanın oğluna, oğlunun babasına kavuşmasıdır.

Artık akşam olmuş, hava kararmıştır. Gece handa kalırlar. Saatlerce sohbet ederek hasret giderirler. Ertesi sabah köye gitmek üzere yola çıkarlar. Gazimiz Galip atları hızlandırmaktadır. Bir an önce Müzeyyen'ine kavuşma arzusundadır.

Han: Eskiden şimdiki otel görevini gören yerler. Genellikle iki katlı olup, alt katta ahır, üst katta odalar bulunmaktadır.

7 Yıl Esaret Üç Cephe İbrahim Ay'ın kardeşi
İbrahim Ay fotoğrafı

İbrahim Ay

Mutallip oğlu

d. 1879, Rumeli — v. Nisan 1942

Irak Cephesi (Bağdat-Basra hattı), İngilizlere karşı

"Aradığın Kuzu Burada"

1. Dünya Savaşı yılları, zor ve çetin günlerin hüküm sürdüğü, Osmanlı'nın zayıfladığı, düşmanların yurdumuzu işgal ettiği yıllar. Yurdun her yerinden olduğu gibi, köyümüzün eli silah tutan erkekleri de cephelerde ve kahramanca savaşmakta.

Gazimiz Mutallip oğlu İbrahim Ay da Irak cephesinde, silah arkadaşları ile birlikte İngilizlere karşı savaşmakta. Birliğindeki arkadaşlarının çoğu şehit olmuş. Bir kısmı da esir düşmüş. Kalan birkaç arkadaşı ile cephe gerisine çekilen İbrahim; günler, hatta aylar süren yolculuğun ardından köye geri döner. O zaman taksi yok. Otobüs yok. Irak'tan (Bağdat dolaylarından) köye yürüye yürüye gelir. Elbiseleri eskimiş, saçı sakalı birbirine karışmış, perişan bir halde. Zaten yolda da ekmek yok, yemek yok. Zayıflamış sizin anlayacağınız.

Köye bu şekilde girmek olmaz, der kendi kendine. Mevsim ilkbahar. Ekinler boylanmış. Köyün kenarında, harmanlıklara yakın bir yerde, ekin tarlasına gizlenir.

O da ne? Harmanlıkta iki çocuk kuzu otlatıyor. Çocukları dikkatle izler. Biri oğlu Rasim, diğeri kızı Suude. Yıllardır kokuları burnunda tüten yavruları birkaç metre ileride. Bir an kararsız kalır, ekinlerin dışına çıkıp çıkmamakta. Ama buna yürek dayanmaz ki, yıllardır hasret kaldığı yavruları. Ekinlerin içinden çıkıp titrek bir sesle; Rasim, Suude diye haykırır. Sesin geldiği yöne bakan çocuklar saç, sakal birbirine karışmış babalarını görünce tanıyamazlar. Korkuyla koşarak eve yönelirler. Gördüklerini Mutallip dedelerine anlatırlar. Mutallip dede, yaşlı, gün görmüş ihtiyar. Şüphelenir. Cephede savaşan çocuklarından biri olabileceğini tahmin eder. Çocukları dedim. Çünkü biri İbrahim, diğeri Galip olmak üzere iki oğlu cephede savaşmakta. Acaba hangisi, diye düşünür. Torunlarına; yabancıyı nerede gördüklerini sorar. Onlar da harmanlıkta, diye cevap verirler.

Bu arada gazimiz İbrahim, nasıl olsa çocuklar beni fark etti diye peşlerinden yürür. Ama yetişemez. O esnada köyümüz halkından Hacı Ali oğlu rahmetli Salih İNCE, gazimiz İbrahim'i tanır. Hemen sarılıp hasret giderir. Evine davet eder. Aklından geçen ise, Mutallip dedeye sürpriz yapıp, oğlunun geldiğini müjdelemektir. "Yeğenim İbrahim, sen bir soluklan hele. Ben varıp babana müjdeleyeyim" der. Salih dayı dışarı çıkar. Sokakta Mutallip dedenin telaşlı telaşlı yürüdüğünü görür. "Hayrola Mutallip Ağa nereye böyle" diye sorar. Mutallip dede; "Hiç bizim kuzu kayboldu da. Onu arıyorum" der. Salih dayı; "Gel hele senin aradığın kuzu burada" deyip, onu oğlunun yanına götürür. Baba oğul birbirlerine kavuşunca hasretle sarmaşırlar, koklaşırlar.

O akşam evlerinin odalarında köy halkı ile gece yarısına kadar sohbet ederler.

Oda: Bundan 50 yıl öncesine kadar her evin dış avlusunda odalar olurdu. O odalarda köyümüze gelen misafirler ağırlanırdı. Uzun kış geceleri ise köy halkı odalarda sohbet ederdi. Maalesef bu odalar şimdi ambar veya kiler olarak kullanılmakta.

Abdullah Akan fotoğrafı

Abdullah Akan

Mehmet Ali oğlu

d. 1896, Rumeli — v. 3 Temmuz 1969

Yemen Cephesi, İngilizlere karşı

"Akarsu"

Gazimiz Abdullah AKAN'ın birliği İngiliz askerlerinin saldırısına uğrar. Savunma saatlerce sürer. Artık Türk tarafından silah sesi tek tek gelmektedir. Mermileri bitmek üzeredir. Askerlerimiz teker teker şehit olmaktadır. Allah'ım ne dehşet bir gündür! Gazimiz Abdullah da yaralanmıştır. Üstelik uzaklardan atılan top mermisiyle. Mermi parçaları alnından ve göğsünden yaralamıştır. Can acısıyla yere yığılır. Silah sesi de kesilmiştir. Düşman askerleri birliğin içine sızmıştır. İçlerinden biri gazimizin bedenine ayağıyla dokunur. Öldüğünü zanneder. "Ölmüş" diye yanındaki sipere yuvarlar.

Gazimiz saatlerce çukurda baygın bir şekilde kalır. Gözlerini açmaya çalışır. Ama gücü tükenmek üzeredir. "Ha gayret" der. Yavaş yavaş dizlerinin üzerine kalkar. Az ilerideki silahını baston gibi kullanarak ayağa kalkar. Yürür, yürür, yürür. İleride bir akarsu görür. Ellerini yüzünü yıkar. Biraz kendine gelir. Soluk alıp vermesi normalleşmiştir.

Suda yan yatmış bir balık görür. Balık yan yatmış. Ölmek üzeredir. Tıpkı kendisi gibi. Bir an düşünür; "Bu Allah'ın bir lütfu olsa gerek" der, kendi kendine. Balığı eline alır. Toprağa atar. Ölmesini bekler. Balık ölünce, belindeki kasatura ile temizler. Çiğ çiğ yemeye başlar. Başka çaresi yoktur. Saatlerce bir lokma bir şey yememiştir. Balığı yer. Tekrar silahını baston olarak kullanır. Ayağa kalkar. Dizlerinin dermanı gelmiştir. Yürümeye başlar. Dinlene dinlene saatlerce yürür.

Bir köye ulaşır. Köylüler gazimizi görünce yardımına koşarlar. Omuzuna girip bir eve götürürler. Evde yaralarını temizleyip, karnını doyururlar. O akşam misafir ederler. Sabah olunca en yakındaki Türk birliğine haber gönderirler. Türk birliğinden iki asker gelip sahra hastanesine götürür. Hastanede aylarca tedavi edilir. İyileşir.

1934 yılında herkese soyadı verilmeye başlanınca kendisine hayatını kurtaran akarsuyu (akan suyu) hatırlatması, unutturmaması için AKAN soyadı verilmesini ister.

Alnından yaralı Göğsünden yaralı
İdris Bayraktar fotoğrafı

İdris Bayraktar

Selim oğlu

d. 1887, Rumeli

I. Dünya Savaşı

Savaş sırasında sağ elinin iki parmağı koptu.

Sağ elinin iki parmağını kaybetti
İ

İsmail Bayraktar

Selim oğlu

v. 1959

I. Dünya Savaşı — Sıhhiye Eri

"Pehlivan Ağa"

1. Dünya Savaşı'nda sıhhiye birliğinde görev yaptı. Cerrah doktorların yanında, yaralı askerin tedavisinde görev yaptığından, sivil hayatında pek çok hastayı tedavi etti. Uyguladığı tedaviler köyümüzde hâlen dilden dile anlatılır.

Köyümüzün en iyi güreşenlerinden biri olduğu için "Pehlivan Ağa" lakabı ile anılır.

Pehlivan Ağa Sıhhiye Eri

1897

1897 Osmanlı-Yunan Harbi

Köyün bilinen en eski askeri

Mehmet Cankara fotoğrafı

Mehmet Cankara

İbrahim oğlu

d. 1878, Rumeli — v. 25 Haziran 1952, Mesudiye

1897 Osmanlı-Yunan Harbi, süvari olarak

Atalarımız Rumeli'de iken, 1897 tarihinde gerçekleşen Osmanlı-Yunan Savaşı'na süvari olarak katıldı. Savaş; 17 Nisan 1897 yılında, Osmanlı Devleti'nin zaferi ile sonuçlandı.

Köyün en eski askeri Süvari 1897 Zaferi

1919–1922

Kurtuluş Savaşı Gazileri

2 gazi — Batı Cepheleri

Eşref Cıvataş fotoğrafı

Eşref Cıvataş

Ömer oğlu

v. 1963, Mesudiye

Kurtuluş Savaşı, süvari birliği

Kurtuluş Savaşı'nda süvari olarak savaştı. Savaş sonrası İstanbul'a yerleşti. 1934 yılında soyadı kanununun çıkmasıyla kendisine CIVATAŞ soyadı verildi. İhtiyarlığında köyümüze geri döndü.

Süvari
İsmail Gezici fotoğrafı

İsmail Gezici

Hüseyin oğlu

d. 1894, Rumeli — v. 20 Mart 1966, Mesudiye

Kurtuluş Savaşı, Kütahya-Dumlupınar Cephesi'nde Yunanlılara karşı

Kurtuluş Savaşı'nda Kütahya Dumlupınar cephesinde Yunanlılara karşı savaştı.

Kütahya-Dumlupınar

1950–1953

Kore Savaşı Gazisi

Ömer Özşahines fotoğrafı

Ömer Özşahines

Öne Çıkan

Salih oğlu · annesi: Saliha

d. 15 Şubat 1929, Mesudiye — v. 25 Şubat 2003, Mesudiye

Kore Savaşı (1950–1953)

1949 yılında askere gitti. Kore Savaşı'na katıldı. Savaşta esir düştü. Yaklaşık 3 yıl Kore'de esir kaldı.

"Ben Annemin Babamın Düğününü Gördüm"

Anlatan: Necmettin ÖZŞAHİNES

Babam askere gittiğinde ben henüz dört aylıktım. Babam yaklaşık üç yıl Kore'de esir kalmıştı. Babamın esir kaldığı yılların sonlarını hatırlıyorum. Hiç unutmam, bir gün rahmetli Salih dedem, Karaman'dan kocaman bataryaları olan radyo almıştı. Bataryalar birer tuğla büyüklüğündeydi. O zamanlar köyde elektrik yok. Dedem her gün radyodan, o günkü tabirle ajansları dinlerdi. Çünkü radyoda esir askerlerden Türkiye'ye gönderilenlerin isimleri ilan ediliyordu.

Bir gün evimize neşe dolmuştu. Evimizdeki hüznün yerini sevinç almıştı. Türkiye'ye gönderilen esir askerlerin içinde babamın da ismi söylenmişti. Hiç unutmam, aylardan Ağustos'tu. Harman zamanı. Harman işleri daha bir acele ile tamamlanmaya çalışıldı. Dedem ve Niyazi amcam trenle İstanbul'a babamı karşılamaya gittiler.

Bir gün babamın Demiryurt İstasyonu'na gelmekte olduğunu haber aldık. Köyden at arabaları ile babamı karşılamaya gittik. Babamı köye getirdiğimizde kurbanlar kesildi. Dualar edildi. O akşam evimizin avlusunda kadınlar düğün yaptı. Bu düğün annemin-babamın düğünü idi.

İşte ben de böylece annemin babamın düğününü görmüş oldum.

Savaş esiri — yaklaşık 3 yıl 234 esirden biri Mesudiye doğumlu

Özet

3 şehit, 9 gazi — 4 farklı savaş

1897'den 1953'e uzanan yarım asır boyunca, henüz 1907'de kurulmuş küçük bir köy her çağrıda evlatlarını cepheye göndermiştir.

1897

Osmanlı-Yunan Harbi

1 gazi

1914–18

I. Dünya Savaşı

5 gazi, 3 şehit

1919–22

Kurtuluş Savaşı

2 gazi

1950–53

Kore Savaşı

1 gazi

Açıklama: Osmanlı Devleti zamanında; şu anki Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk gibi ülkelerin bulunduğu bölgeye genel olarak Rumeli denirdi. Resmî kayıtlarda atalarımızın doğum yerleri Rumeli olarak geçer.